image-title

Mutluluk çok konuşulan, zaman zaman hafife alınan, tabiri caizse fazla pembe gelen bir duygu. Ancak kabul edelim ya da etmeyelim hepimiz onu bulmak için yaşıyoruz. Oysa mutluluğun bir hedef değil yaşamın bir parçası olması gerek.

Her ne kadar mutluluk medyada hızlı tüketilen başlıklardan biri olsa da biz koçların varoluş amaçlarından biri de bireylerin daha mutlu, daha fazla tatmin hissettikleri yaşamlar sürmeleri için yolculuklarına eşlik etmek. Son yıllarda bu duygunun daha fazla deneyimlenip paylaşılmasına o kadar ihtiyaç duyulmaya başlandı ki 1980’den sonra Psikoloji Biliminin yeni bir alt dalı oluşarak Martin Seligman’ın öncülüğünde toplumların ya da insanların nasıl daha iyi hissedecekleri araştırılmaya başlandı. Genç bir bilim dalı olan Pozitif psikolojinin yanında nörobilimciler de insanoğlunu gerçekten neyin mutlu ettiğini araştırmaya devam ediyor.

İşte size nörobilimciler tarafından kanıtlanmış ipuçları:

Continue reading Mutluluk hapı olsaydı her gün alır mıydınız?

Read More
image-title

Liderlik edeceğiniz takımı tanımak, projeleri anlamak ya da en basitinden yeni görevinize alışana kadar yaşayacağınız stresi nasıl yöneteceğiniz noktasında kimden nasıl destek alacaksınız? Vücudumuz da zihnimiz de kendini yenileme becerisine sahip ama ancak biz istersek.

Peki, bu gücü kendimizde nasıl bulacağız?

Kariyerinizde her şey istediğiniz gibi, terfi ettiniz, ekibiniz genişledi ya da sorumuluklarınızın arttığı bir göreve atandınız. Posta kutunuz yeni durumunuza alışmanızı beklemeden toplantı taleplerini, yeni projeleri iletmeye başladı bile. Şikayet etme şansınız yok çünkü bu görevi bekleyen pek çok kişi arasından seçildiniz ya da şansınız yaver gitti. Realite buyken herkesin sizden yeni başarılar beklediği bu dönemde artan stresi hissetmeme ya da görmezden gelme şansınız sizce ne kadar? Yeni rolünüze uyumlanmak için nasıl yenileneceksiniz? Liderlik edeceğiniz takımı tanımak, projeleri anlamak ya da en basitinden yeni görevinize alışana kadar yaşayacağınız stresi nasıl yöneteceğiniz konusunda kimden nasıl destek alacaksınız?

Continue reading Bize yenilenmeyi öğretmediler

Read More
image-title

Bu sıralar okuduğum harika bir kitap var. Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı. Frankl logoterapinin kurucusu, Auschwitz’den kurtulmuş bir Yahudi ve son zamanlarda epeyce konuşulan “dayanıklılık” (resilience)  ve anlam konularına çok değerli katkıları var.

Frankl, her çağın kendine ait ortak bir nevrozu olduğundan ve her çağın bununla baş edebilmek için kendi psikoterapisine ihtiyaç duyduğundan bahsediyor. Bizim denk geldiğimiz bu çağda da, hem dünyada hem de ülkemizde çoğu insanın kabul etmesi zor; güvensizlik, kızgınlık, üzüntü, çaresizlik gibi çeşitli olumsuz duygular uyandıran bir dönemden geçtiği yadsınamaz. Hayatta yaşadığımız her zorluğun bize bir şey öğretebileceği gibi bu yaşadıklarımızdan da bireysel ve toplumsal dersler çıkarmayı seçeceğimizi umuyor, hatta bunu psikolojik evrim sürecimiz olarak adlandırıyorum. Tabii ki üst üste yaşadığımız toplumsal travmaların her birimiz üzerindeki etkisi farklı. Bu travmaların bizde genellikle yarattığı süreli stres ve endişe ise psikolojik ve fiziksel iyi oluşumuza zarar verebiliyor.

Pozitif Psikoloji bu konuyu dayanıklılık altında inceliyor. Belki bizim psikoterapimiz de bu!

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl’a dayanabilir.”

Continue reading Psikolojik dayanıklılık ve anlam

Read More
image-title

İş hayatında Yaşça deneyimli çalışma arkadaşlarınızdan “Bizim zamanımızda işler böyle yürümezdi” cümlesini kaç kez duydunuz? Kendimizden genç çalışma arkadaşlarınızın yadırgadığımız pek çok davranışını kuşak çatışmasına bağlamayı desteklesem de, kuşakları anlamanın  kendimizi hem özel hem iş yaşamında geleceğe uyarlamanın bir gerekliliği olarak görüyorum.
Continue reading Koçluk Perspektifinden Kuşakların Güçlü Yönlerini Anlamak

Read More
image-title

En büyük sabotajcımız: İç seslerimiz

Değişim, konfor alanından çıkmamızı gerektirir. Bilinmeyen, riskli, çaba sarf etmemizi gerektirebilecek bir durum oluşturur. Değişim düşüncesiyle birlikte, zaman zaman farklı iç sesler duymaya başlarız. Biz bu sesleri koçlukta “sabotajcı“ ya da “parazit” diye adlandırırız, çünkü bizi durdurur, yapmak istediklerimizi baltalarlar.

Hayat değişimler ve dönüşümlerle doludur. Hepimiz Heraclitus’un “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” sözünü duymuşuzdur. Siz de hayatınız boyunca çeşitli değişim süreçlerinden geçmişsinizdir.  İşinizi, yaşadığınız yeri, partnerinizi değiştirmiş, çevrenizde değişen durum ve kişilere göre de kendiniz değişmişsinizdir. Yine de, birçok kez deneyimlesek bile, değişim çoğumuz için hala zor bir süreç. Yeni ya da farklı bir şeyler yapmak istersiniz ya da yapmanız gerekir ancak bir türlü istediğiniz sonuçları elde edemezsiniz.

Değişim konfor alanımızdan çıkmamızı gerektirir. Bilinmeyen, riskli, çaba sarf etmemizi gerektirebilecek bir durum oluşturur. Değişim düşüncesi ile birlikte, zaman zaman farklı iç sesler duymaya başlarız. Biz bu sesleri koçlukta “sabotajcı“ ya da “parazit” diye adlandırırız çünkü bizi durdurur, yapmak istediklerimizi baltalarlar. Bazen yüksek sesle konuşur, bazen de fısıldarlar. Bu sabotajcılar küçük bir gerçeklik parçacığını alıp, onu evirip çevirip bizim dönüşüm yolculuğumuzun önüne güçlü bir delil olarak koyma konusunda ustadır.

Continue reading En büyük sabotajcımız: İç seslerimiz

Read More
image-title

İlişkilerimizde kendimize ve karşımızdaki kişiye yeterince özgür alan bırakabiliyor muyuz?

İlişkiyi birlikte mi tasarlıyoruz yoksa beklenti ve suçlamalarla mı yönlendiriyoruz?

Dinlemeyi, affetmeyi ve her bireyin tam olduğuna inanmayı becerebiliyor muyuz?

Farkında olmadan yıllardır yaptığım gözlemler ve kendi deneyimlerimle birlikte çalıştığım danışanlarımdan duyduklarım ve öğrendiklerimi harmanladığımda, etrafımda birbirini besleyerek büyüten ve doyum yaşayan ilişkilere kıyasla, hayal ettiği ilişkiye bir türlü yaklaşamamış olanlar, nasıl bir ilişki istediğini tanımlayamayanlar, eski ilişkisini unutamayanlar ya da içinde bulunduğu ilişkide sorun yaşayanların çoğunlukta olduğunu fark ettim (algıda seçicilik diyebilirsiniz).

“Beni sevdiğini biliyorum ama gelecek hakkında konuşamıyoruz”, “Tek istediğim eşimin biraz daha sosyal olması. Beraber seyahat etmek ve birlikte arkadaşlarımızla vakit geçirmek istiyorum sadece, çok mu?” “Sevgilim duygularını hiç paylaşmıyor, e ben de zihin okuyamam ki”, “Bana karşı eskisi gibi tutkulu değil”, “Eşim beni mutlu edemiyor”  “İlişkimde bir şeyler eksik ama ne olduğunu bilmiyorum”, özellikle kadınlardan sürekli duyduğum cümlelere bir kaç örnek.

Continue reading İlişkide İletişim Biçimimiz

Read More
image-title

Bu yazı tüm dakiklere, panik yapanlara, iki dakika geç kalınca stres olanlara ve şikayet konusunda deneyimlilere. Özellikle de bir yerden başka bir yere ulaşmak için vasıta ve zaman hesap etmek zorunda kalan çoğu İstanbullu’ya…

Genellikle hiçbir yere geç kalmayı sevmem. Bir süre önce fark ettim ki, sevmemekten de öte, planladığım gibi gitmeyerek beni geç kalmaya iten her şey beni feci halde rahatsız ediyor. Geç kaldığım her an ya da geç kalma korkusunun oluştuğu andan sonraki her an, içimde doludizgin koşan ama ilerleyemeyen atlar varmış veya bir saatin tik-takları sürekli kulağımda çınlıyormuş hissi yaşıyorum.

Continue reading Kaçırdığımız “an”lar

Read More
image-title

Yeni bir anneyseniz ve işe dönüşünüz ufukta belirdiyse ruh halinizi gelgitli, kendinizi kaybolmuş, bölünmüş, zaman zaman suçlu ya da endişeli hissediyor olabilirsiniz.

Annelik rolü dünyanın en güzel hediyesini kucaklamakla beraber içimizden daha önce tanımadığımız bambaşka bir kadının çıktığı sürprizli bir süreç. Bunun yanında hayatımıza yeni görevlerin tanımlandığı, hepsinin ötesinde hem bebeğimiz hem de partnerimizle yeni bir ilişki kurma sarmalının ortasında bulunduğumuz kaotik bir dönem.

Evde düzen oturmaya başladığında son derece keyifli, çoğunlukla gelgitli ya da parçalı bulutlu hissedilen bu süreç, gerek bebeğe bakmaya ve evde yeni bir düzen oturtmaya çalışan, gerekse yeni tanıştığı “anne” tarafının fiziksel ve ruhsal değişimlerine ayak uydurmaya gayret gösteren biri için oldukça zorlayıcı olabilir.

Bu değişimin üzerine bir de kariyere dönmek, iş ortamında sizi bekleyen stres ve geride kalma endişesiyle birleşince hayatınız kontrolden çıktığı için kendinize yüklendiğiniz bir süreçle baş başa olduğunuzu düşünebilirsiniz.

İyi haber: yalnız değilsiniz

Yapılan araştırmalar, her dört anneden üçünün bebek sahibi olduğu ilk zamanlarda, özellikle iş ortamında kendilerine duydukları güvenin sarsıldığını, çevre faktörlerinin de kendilerine pek yardımcı olmadığını ifade ediyor.

Nedir bu çevre faktörleri?

En modern iş ortamlarında bile doğum izni sonrasında annenin dönüşünün beklenmediği veya yerinin çocuğa bakmak için ev olduğunun düşünüldüğü görülüyor. İş yerinde bu dönemde ihtiyaç duyulan tolerans yerine artan beklentilerle yüzleşmek, mesai saatlerini geçen toplantılara katılmak ve talepkar işverenler de yeni hayatın yükleri arasında yerlerini alıyor.

Anne olarak ise evde işlerin nasıl gittiğine dair bir endişe ve suçluluk duygusunun getirdiği konsantrasyon dağınıklığı ve halen emzirmekte olanlarda hem süt depolamanın stresi hem de hormonal değişimlerin etkisinin iş performansını olumsuz etkilemesi gibi durumlar da söz konusu.

Ne kadar da karamsar bir tablo çizdik. Hiç iyi şey olmuyor mu dediğinizi duyar gibiyim. Olmaz olur mu, koçlukta işimiz farklı perspektiflerden bakmak ve realitemizi objektif olarak değerlendirmek ne de olsa…

Tüm bunların iyi tarafı, kendini iş dünyasına ait hisseden anneler için dünyaya dönüş fırsatı olması. Bu demek değil ki bebeğinize bakmak için izin süresiyle kısıtlı kalacaksınız. Tam tersi, yeni rolünüzle beraber kariyerinize döndüğünüzde yeniden bir yetişkin olarak üretkenliğinizi hem evde hem de iş yerinde sergilemek yeni önceliğiniz haline gelecek. Her ne kadar annelik, yaşamınızda başrole yerleşse de dişi olarak çok görevi aynı anda kotarma becerinizi daha da geliştirerek dengeleri yeniden bulmak ve yaşamınızın her alanında doyumu yakalamak hiç de uzak değil.

Peki yaşamınızı kolaylaştırmak için koçluk tekniklerinin hangileri destekleyici olabilir?

  • Öncelikle pozitif olmak, bebeğinizin gülücüklerinden beslenmek ve nasıl bir mucizeye imza attığınızı her gün kendinize bir kez daha hatırlatmak harika bir başlangıç olacaktır. Çünkü pozitif psikolojinin önerdiği gibi “Mutlu anneler mutlu çocuklar yetiştirir.”
  • İşe dönmeden önce patronunuzla buluşup onun beklentileri ve sizin yeni ihtiyaçlarınıza dair ilişki tasarımı yapmak
  • Kısa haftayla uyum sağlamak daha kolay olacağından yeni hayata hafta ortası adım atmak
  • Eğer evdeki düzene dair endişeleriniz varsa, süt izni veya kalan makul bir süreyi kullanarak hem bebeğinizin hem de sizin yeni sürece alışması için kademeli olarak işe başlamak
  • Emzirmeye devam ediyorsanız iş planınızı emzirme periyodunuza göre ayarlamak ve bundan kesinlikle çekinmemek
  • İşten daha erken çıkmanız gerekiyorsa ofisteki zamanınızı verimli kullanarak çıkmak, bunun son derece doğal bir hak olduğunu düşünmek ve vicdan azabı çekmemek, hatırlayın ki siz kendinize neyi hak görüyorsanız çevreniz de öyle yapacaktır.
  • En önemli ve uzun vadeli bakış açısı da mükemmel anne olmaya çalışmak yerine ailedeki tüm bireylerin minimum ihtiyaçlarının karşılanmasını yeterli görmek
  • Her gün kendinizi en az üç davranış için takdir etmek
  • El ele ebeveynlik’in yazarı Pam Leo, çocuklar kadar yetişkinlerin de bir yetişkinle her gün kaliteli zaman geçirmesi gerektiğinden bahsediyor. Partneriniz, bir yakınınız ya da dostlarınızdan biriyle keyif aldığınız bir etkinlik ya da sadece kendinizden bahsettiğiniz, yetişkin seviyesinde paylaşım hissettiğiniz 10 dakika, günlük yaşamınızda büyük fark yaratacak.
  • En önemlisi ise, henüz denemediyseniz ya da bir rutine oturtamadıysanız destek almak ya da miktarını artırmak. Destek istemek bir eksiklik ya da araz değil, aslen paylaşmanın ilk adımı. Her şeyi üstlenmeye çalışmak uzun vadede size hem fiziksel hem de ruhsal yük getirecek ve bunu istemeden bebeğinize ve yakınlarınıza olumsuz bir şekilde yansıtacaksınız.
  •  İlişki yıpranmaları ve zamansız patlamalardan kaçınabilmek için işe hazırlanırken, planlama yaparken veya işten geç çıkmanız gereken bir günde sadece bir yürüyüşle yenilenmek için eş, anne, kardeş, yardımcı, arkadaş, özetle güvendiğiniz her kim varsa onlar önermeden yardım istemek. En yakınlarımız dahi nasıl bir süreçten geçtiğimizin farkında olamayabilir ve bu sizi öfkelendirebilir.
  • İş’te Anne Olmak programımda annelere şunu söylerim, çözüm her zaman sizde. Yaşadıklarımızı paylaşmak ve öneriler almak aslında başarılı bir kariyeri olan pek çok annenin sizinle aynı zorlukları yaşadığını görmenin yollarından sadece biri. Doğal olarak rahatlamanın ve kurban psikolojisinden çıkıp gücümüzü yeniden elimize almamızın da anahtarı.
  • Fırtınalar dinip gelgitler azaldığında, kariyerinize devam ederken yenilediğiniz özgüveninizin anneliğe ne kadar olumlu katkıda bulunduğunu görecek ve verdiğiniz mücadele için kendinizi bir kez daha kucaklayacaksınız.
  • En büyük ödül ise her zaman kapıyı çaldığınızda sizi kocaman gülümsemesiyle karşılayan miniğiniz olacak…
Read More
image-title

Koçluk Nasıl bir yolculuk?

Koçluk almak benim için farklı kompartmanlardan oluşan bir tren yolculuğu gibiydi.

Her vagonu rengarenk olan upuzun bir tren hayal edin. Kimi vagon apaydınlık, kimisi loş, kimisi kitaplarla, kimisi insanlarla dolu ama hepsinde ayrı ayrı sürprizlerle karşılaştığım bir tren. Her koçluk seansında yaşamımın farklı alanlarına baktıkça yeni farkındalıklar edindim. Kariyerime, ilişkilerime, duygularıma ve içimdeki çocuğa farklı açılardan baktığım, kendimi yeniden keşfettiğim serüvenler yaşadım.

Continue reading Koçluk Vagonları

Read More
image-title

Bayram zamanı insan, hal ne olursa olsun coşkuyu hissetmek istiyor içinde. Nefes koçumla çalışırken aslında ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkilerinde içlerindeki coşkuyu yakalamaları ve hafiflikle, keyifle ebeveynlik yapmalarına aracılık etmenin tutkularımdan biri olduğunu yeniden fark ettim. İçimdeki coşkuya dair şeftali renklerinde bir heyecan hissettim. Kokusu da renkleri gibi şeftaliye benziyordu, gözlerimi kapattım ve bu nefis kokuyu doya doya içime çektim.

Continue reading İçinizdeki coşkuyu yakalayın

Read More